Cemil Çiçek, Başbakanlık
Merkez Bina'daki Bakanlar
Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamada, tarımla ilgili
önemli bazı yasal düzenlemelerin müzakere edildiğini bildirdi.
Bunlardan birisinin Tarım ve Gıda Bakanlığının
Kuruluşu ve Görevleri
Hakkındaki Kanun Tasarısı olduğunu belirten Çiçek, mevcut bakanlığın
isminin Tarım ve Köyişleri Bakanlığı olduğunu, geçen dönemde
çıkan yasayla köy hizmetlerinin il özel idarelerine devredilmesi
nedeniyle bunun bir anlamının kalmadığını, onun için yeni bir
isimle bu bakanlığın kurulmasının gerektiğini anlattı.
Tarım ve Gıda Bakanlığının
aynı zamanda AB ile de bağlantılı bir düzenleme olduğunu ifade
eden Çiçek, bu tasarıyla sadece isim değişikliğinin getirilmediğini,
statik bir bakanlık yerine daha dinamik bir Tarım ve Gıda Bakanlığının
kurulmasının amaçlandığını vurguladı. Çiçek, ''Etkin, verimli
bir hizmet sunabilmesi bakımından da bakanlığın yapısı büyük
ölçüde değişiyor'' dedi.
Mevcut bakanlıkta
5 tane müsteşar yardımcısı bulunduğunu, bunun 2'ye düşürüldüğünü,
bunun aynı zamanda kamu yönetimindeki reform kapsamında Meclis'e
gönderdiği ikinci tasarı olacağını ifade eden Çiçek, acil durumlarla
ilgili kanunun geçen hafta TBMM'de yasalaştırıldığını anımsattı.
Üç ayrı kuruma bağlı olarak çalışan Afet İşleri Genel Müdürlüğü,
Sivil Savunma ve Başbakanlık Acil Durum Yönetiminin birleştirilerek
tek çatı haline geldiğini, böylece daha etkin hizmet sunma
imkanının elde edileceğini anlatan Çiçek, şunları söyledi:
''Şimdi burada da
5 müsteşar yardımcısı 2 müsteşar yardımcısına indiriliyor.
15 birim var, 10'a düşürülüyor. 25 genel müdür muavini var.
Genel müdür muavini kadroları kaldırılıyor. 187 şube müdürlüğü
var. Bu 187 şube müdürlüğünün tamamı kalkıyor. 119 adet il
müdür yardımcılığı var, il müdür yardımcılıklarını kaldırıyoruz.
12 adet araştırma enstitüsü müdür yardımcısı var. Bunlar da
yeni teşkille ortadan kalkmış olacak.
Böylece bu kanunun
yürürlüğe girmesi halinde kariyer uzmanlığı sistemine geçilecek.
Bakanlığın benzer ve birbirini tamamlayan hizmet üreten birimleri
birleştiriliyor. Böylece büyük ölçüde kadro israfı önlenmiş
oluyor. Bunun beraberinde getirdiği bir kısım harcamalar da
ortadan kaldırılacak. Tarım Reformu Genel Müdürlüğü kaldırılıyor.
Bakanlık Teftiş Kurulu kaldırılıyor. Hizmet birimlerinde denetim
grupları oluşturulmakta. Taşradaki araştırma enstitüleri ve
laboratuvarların sayısı azaltılmakta ve yeniden yapılandırılmaktadır.
Böylece daha dinamik bir Tarım ve Gıda Bakanlığının kurulması
imkanını getirmiş olacaktır.''
-ULUSAL BİYO GÜVENLİK-
Çiçek, üzerinde durdukları
ve imzaya açtıkları yine Tarım ve Köyişleri Bakanlığıyla ilgili
ikinci yasanın, ''Ulusal Biyo Güvenlik Kanun Tasarısı'' olduğunu
bildirdi.
Bu tasarının hazırlanma
gerekçesinde dünyada gelişen teknolojiler sebebiyle ulusal
biyo güvenlik konusunun yeni baştan ele alınması gerekliliğinin
yer aldığını anlatan Çiçek, şöyle devam etti:
''Dağınık mevzuat
tek elde toplanıyor. Böylece tek kanun çatısı altında mevzuat
birleştirilmesi sebebiyle bu alandaki boşluk ortadan kaldırılmış
olacak. Kanun taslağında önerilen sistem, AB sistemiyle benzerlik
arz edecek. Böylece bizim sistemimizde biyolojik çeşitlilik
konusuna daha fazla önem verilmiş olacak. Kanunun yürürlüğe
girmesiyle genetiği değiştirilmiş bitkilerin üretimine izin
verilmesinin önü açılmış olacak. Kanunla konulan değişik seviyelerdeki
bilimsel eleklerden geçen ve sosyo ekonomik değerlendirmede
yeterli bulunun genetiği değiştirilmiş bitkiler ancak üretim
hakkını elde edebilecektir. Genetiği değiştirilmiş bitkilerin
izinsiz kullanımı, biyolojik çeşitlilik merkezleri ve organik
tarım yapılan alanlara yakın üretimlerle bebek mamaları ve
küçük çocuk ek besinlerinde özel amaçla geliştirilenler hariç
kullanımı yasaklanmıştır. Dolayısıyla bu alandaki bir başıboşluk,
düzensizlik ortadan kaldırılmış olacaktır.''
-HAYVAN TİCARETİ-
Bakan Çiçek, üçüncü
olarak üzerinde durdukları tarımla ilgili diğer konunun, Veteriner
Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı olduğunu
belirtti. Bu kanunun da getirdiği önemli yeniliklere dikkati
çeken Çiçek, şöyle konuştu:
''Yetki karmaşası
evvela önlenmiş oluyor. Yetki ve sorumluluğun AB müktesebatına
uygun hale getirilmesi ve tek otorite altında toplanması sağlanmış
oluyor. Her üç tasarıda da dikkat ettiğimiz husus, bu alanları
düzenleyen birden fazla yasa olup, her birisi ayrı dönemde
çıktığı için ciddi bir mevzuat karmaşası var. Bu da bürokrasiyi
artırıyor. Vatandaşlar bu konularda yatırım yaparken, iş takip
ederken, 'hangi makam yeteri kadar yetkilidir' bir o daire,
bu genel müdürlük gidip geliyor. Dolayısıyla bu alanda bir
önemli adım atmak suretiyle artık bu söylediğimiz başlıklar
altında tek otorite bu işlerde karar vermiş olacak.
Ayrıca, tarladan
sofraya gıda güvenliğini sağlamak bakımından da bu yasa tasarısı
çok önem arz ediyor. Sadece gıdaların üretilmesi yeterli olmaz,
aynı zamanda bunun güvenilirliği de önem arz etmektedir. Ayrıca,
bu kanun tasarısıyla hayvan ticaretiyle uğraşanlar belgelenecek.
Hayvan nakilleriyle ilgili hayvan refahı kuralları getirilecek.
Özellikle bunlar uluslararası kurallardır. Veteriner sağlık
ürünlerinin üretimi, satışı, uygulanması ve kontrolüne ilişkin
kurallar tek bir yasada toplanmış olacak. Bitki sağlığı açısından
önemli düzenlemeleri getiriyoruz. Gıda güvenliği açısından
ve yem açısından da önemli düzenlemeler bu yasayla geliyor.
Daha evvel bu alanları düzenleyen yasalar da yürürlükten kaldırılmış
olacaktır.''
-KAT MÜLKİYETİ KANUNUNDA YAPILACAK DEĞİŞİKLİK-
Başbakan Yardımcısı
Cemil Çiçek, geniş bir vatandaş kitlesi bakımından merak edilen
Kat Mülkiyeti Kanunu'nda yapılacak değişiklik konusunun da
Bakanlar Kurulu'nda ele alındığını belirterek, sözlerini şöyle
sürdürdü:
''Türkiye'de inşaat
sektörünün gelişmesiyle birlikte kat irtifakı tesis edildiği
halde henüz birçok vatandaşımız kat mülkiyetine geçememiştir.
Bununla ilgili bir yasayı biz 14 Kasım 2007 tarihinde çıkardık.
2007 tarihinde çıkan 5711 sayılı kanunla 634 sayılı Kat Mülkiyeti
Kanunu'na eklenen geçici bir maddeyle kat irtifakı tesis edilmiş,
üzerinde yapı tamamlanmış, ana gayrimenkullerle ilgili olarak
iki yıl içerisinde kat mülkiyetine geçişini bu yasayla düzenlemiştik.
Fakat aradan geçen süre içerisinde maalesef çok değişik sebeplerden
dolayı henüz kat mülkiyetine geçememiş çok sayıda vatandaşımız
var, hak sahipleri var.
İki yıllık süre içerisinde
kat mülkiyeti tesis edilmediğinde belediye hududu içerisindeyse
belediyeler, belediye hududu dışındaysa mülki amirler tarafından,
basında da yer aldı bin TL idari para cezası verileceği yazıldı.
Dolayısıyla kanunun süresi 28 Kasım 2009'da bitiyor. Son güne
getirmemek bakımından böyle bir yasal düzenlemeyi getiriyoruz.
Bu yasal düzenleme, kırtasiyecilik ve bürokrasinin mümkün olduğunca
bertaraf edilmesi suretiyle vatandaşların yükünün azaltılması,
Medeni Kanun'un öngördüğü tapu sicili ve planların güncel tutulmasının
sağlanması, devlet herhangi bir mali kayba uğramadan kat irtifakı
tesis edilmiş yapılar için resen kat mülkiyetine geçilme imkanını
getiriyoruz. Çünkü öbür türlü bir gayrimenkul üzerinde çok
sayıda vatandaş hak sahibi oluyor. Bunların bir kısmını bulmak
mümkün değil, bir kısmı yurt dışında ya da bir süre sonra kat
irtifakı sahibinin vefat etmesi sebebiyle miras problemlerinden
dolayı kat mülkiyetine geçilemiyor. Bu da vatandaşları büyük
ölçüde sıkıntıya sokuyordu. Böylece resen kat mülkiyetine geçmeyi
mümkün kılacak bu düzenlemeyi de getirmiş oluyoruz. Bundan
sonra bu evrak tamamlandığında kat mülkiyetine resen geçilecektir.
Bu sıkıntı da ortadan kalkacak, bürokrasi de azalmış olacak.
Bu konu bugün Bakanlar Kurulunda konuşuldu. Ümit ediyoruz ki
TBMM tatile girmeden kısa sürede yasalaşabilirse vatandaştaki
tedirginlik de büyük ölçüde ortadan kalkmış olacak.''
-''VERGİLENDİRME
FASLININ, ÇEK CUMHURİYETİ'NİN DÖNEM BAŞKANLIĞINDA AÇILMA İMKANI
OLABİLECEK''
Hükümet Sözcüsü Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Çek Cumhuriyeti'nin
AB Dönem Başkanlığında, ''Vergilendirme'' faslının müzakereye
açılma imkanı olabileceğini söyledi.
Çiçek, Bakanlar Kurulu
toplantısının ardından yaptığı açıklamada, ''Türkiye'de Tarım
Havzaları Üretim ve Destekleme Modeli'' adı altında Tarım ve
Köyişleri Bakanlığının Bakanlar Kurulu'na bir plan sunduğunu
ve eylem kararı bulunduğunu söyledi.
Bu çalışmayla ilgili
Bakanlar Kurulu kararı alınacağını ve arkasından yönetmelik
çıkarılacağını anlatan Çiçek, bu yıldan itibaren uygulamanın
başlayacağını ifade etti.
Model hakkında bilgi
veren Çiçek, bugüne kadar üretim ve kalkınma planlarının sadece
coğrafi bölgeler ve il idari sınırları esas alınarak yapıldığını
anımsattı.
Tarım sektöründe
ülkenin arz ve talep dengesinin istenilen düzeyde sağlanamadığını
vurgulayan Çiçek, şöyle devam etti:
''Bunu hepimiz biliyoruz.
Belli bir zirai ürünün fiyatı artığında, o sene herkes aynı
ürünü üretiyor. İkinci sene tam tersi bir sonuç ortaya çıkıyor.
Arz ve talep planlaması yapılmadığı için bu hem bütçeye büyük
ölçüde yük getiriyor hem de vatandaşların mağduriyetine neden
oluyor. Dünyadaki gelişmeler de takip edilerek bu plan yapılmadığı
için tarımdan istenilen faydayı sağlamıyoruz. Dolayısıyla,
bu modelin uygulanmasıyla birlikte etkin üretim planlaması
yapılabilecektir. Biyolojik çeşitlilik, toprak ve su kaynaklarının
korunması mümkün olabilecektir. Tarımda verimlilik artacak,
üreticinin karı artacak, arz-talep dengesi sağlanacak, alımlardan
doğan kamu finansman yükü azalacak ve Türkiye'nin uluslararası
rekabet gücü artabilecektir. Dolayısıyla bu ve benzeri amaçların
gerçekleştirilmesi açısından bu modele karar verilmesi gerekiyordu.
Bakanlar Kurulu olarak biz bu işe karar vermiş olduk. Bakanlar
Kurulu'nun kararının tamamlanmasını takiben bununla ilgili
ikincil mevzuat düzenlemesi de yapılacak. Böylece, bu modele
2009 yılının ikinci yarısından itibaren geçme imkanımız olacaktır.''
-AB MÜKTESEBATI İLE İLGİLİ KONULAR-
Çiçek, her zaman
olduğu gibi bugün de Bakanlar Kurulu'nda AB ile ilgili konuların
görüşüldüğünü söyledi.
Geçmişte AB müktesebatına
uyum bakımından bir kısım paketler çıkarıldığını anımsatan
Çiçek, tek seferde birden fazla kanunda değişiklik yapan kanunlar
çıkarmak suretiyle belli bir takvime kadar Türkiye'nin mevzuat
uyumun sağlanmasının amaçlandığını ifade etti.
''Artık bu türlü
paketleri çıkarmıyoruz ama bugün bahsettiğimiz yasaların, kat
mülkiyeti hariç her üçü de doğrudan doğruya AB müktesebatıyla
ilgilidir'' diyen Çiçek, çıkarılan yasaların, hem iç hukukta
önemli düzenlemeleri içerdiğini hem de AB'ye uyum açısından
yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmiş olduğunu ifade etti.
Çiçek, ''Onun için tarım ve gıda güvenliği fasıllarının açılabilmesi
bakımından bu yasa tasarıları önem arz ediyor'' değerlendirmesinde
bulundu.
Geçen hafta ''Vatandaşlık
Kanunu''nun çıkarıldığını hatırlatan Çiçek, bunun hem Türkiye'nin
ihtiyaçları hem de AB kriterleri açısından önemli olduğunu
belirtti.
Çiçek, Devlet Bakanı
ve Başmüzakereci Egemen Bağış'ın verdiği bilgiye göre, ''Vergilendirme''
faslının, Çek Cumhuriyeti'nin dönem başkanlığında açılma imkanının
olabileceğini söyledi.
Hükümet'in AB konusundaki
kararlılığını ifade bakımından Brüksel'de Türkiye'nin bina
satın aldığını ifade eden Çiçek, bundan sonra bu binada Türkiye'nin
müzakereleri daha rahat yürütebileceğini söyledi.
Binanın, Türkiye'nin
malı olduğunu ifade eden Çiçek, ''İç tadilatı yapılıyor. Böylece
hem oradaki görevli arkadaşımız hem de müzakereyi yürüten arkadaşlarımız
bundan sonra Brüksel'deki bu merkezde daha rahat çalışabilecekler''
diye konuştu.
Bakanlar Kurulu'na,
''Türkiye'nin AB'ye üyeliği açısından 2009'un önemli olduğu''
yönünde bilgi verildiğini anlatan Çiçek, şunları kaydetti:
''Türkiye'nin AB'ye
üyeliği konusunda zaman zaman muhalefet eden ülkelerin başında
Fransa geliyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin tanıtımı önem arz ediyor.
Onun için oluşturulan bir ortak fonla bu yıl Fransa'da, önümüzdeki
seneye de sarkabilecektir, 'Türk Mevsimi' adı altında Türkiye'nin
çeşitli yönlerden tanıtımıyla ilgili bir hazırlık çalışması
yapılıyor. Bunun planlaması yapılıyor. Bu çalışmalar parlamento
seçimlerinden sonra Avrupa'da uygulamaya konulacak.
AB üyesi ülkelerde
parlamento seçimleri var. Bu, Türkiye'yi de ilgilendiriyor.
Bazı ülkelerde Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği sadece bizi ilgilendirmiyor,
içeride de iç politika konusu olarak işleniyor. Türkiye olarak
da bu parlamento seçimlerini yakinen takip ediyoruz. Bu konuyla
ilgili olarak da Sayın Bağış, Hükümet'e bilgi sunmuştur. Ayrıca
genel konuları da görüşmüş olduk.''
-''BU MAYIN TEMİZLEME
İŞİ AK PARTİ HÜKÜMETİ DÖNEMİNDE GÜNDEME GELEN BİR KONU DEĞİL''
Hükümet Sözcüsü Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, mayın temizleme
konusunun AK Parti Hükümeti döneminde değil, 1992 yılında karara
bağlanmış bir konu olduğunu belirterek, ''(biz mayın temizlemeye
karşı değiliz) diyorlar, ama gereğini zamanında yapmayanlar,
şimdi ulu orta suçlama yapıyor'' dedi.
Çiçek, Bakanlar Kurulu
toplantısına ilişkin açıklamalarından sonra soruları yanıtladı.
''Türk mevsimi''
adı altında gerçekleştirilecek programın, sadece Fransa'da
mı uygulanacağı sorusuna Çiçek, ''Aslında bu 2009'u kapsıyordu.
Diğer ülkelerde de olabilir, ama bu karşılıklı talep üzerine
gündeme geldi'' karşılığını verdi.
Hem Fransa hem de
Türkiye'nin bütçe koyarak, Türkiye'nin karşılıklı tanıtımının
amaçlandığını belirten Çiçek, ''Türkiye'yi tanıtacak, müşterek
koordinasyonla bu işler sürdürülüyor. Temmuzdan itibaren muhtemelen
bu program uygulanabilir. 2010 senesine de sarkabilecektir.
Türkiye zaman zaman kendini tanıtmak açısından bu çapta olmasa
bile programlar yapıyor'' diye konuştu.
Çiçek, ''bazı ülkelerde
Türkiye'nin AB'ye girmiş olması halinde kafalarında tereddütler
varsa, bu tereddütlerin de ortadan kalkmasının mümkün olabileceğini''
dile getirdi.
Kat mülkiyetine ilişkin
kanun tasarıyla ilgili bir soruyu yanıtlarken de Çiçek, şunları
söyledi:
''İnşaat sektörü
önemli istihdam, büyüme açısından önemli sektör. Bir kısım
daireler proje halindeyken, inşaat halindeyken satılıyor. Kat
irtifakı tesis ediliyor. Müteahhit, 'sattım' diyor ama kişinin
üzerine bağımsız olarak geçmediği için bir sürü problem getiriyor.
Bir çok kırtasiye ve bürokratik işlemi ortadan kaldırmış oluyoruz.
Daire sahibi kendisi yurt dışında. O gelinceye kadar bir kısım
işlemlerde aksama oluyor veya daire sahibi vefat etmiş. Kat
mülkiyetine geçişte, bunların hepsi büyük engel teşkil ediyor.
Büyük ölçüde bu ortadan kaldırıyor. Belli evraklar tamam olmak
kaydıyla, bu talepleri beklemeksizin, tapu idaresi resen devreye
girebilecektir...
Ümit ediyoruz bunu,
Haziran içinde çıkarabilirsek Kasım sonunu beklemeden vatandaşlardaki
tereddüt de ortadan kalkar, tapu dairelerinde bu cezalardan
dolayı önemli yığılmalar var, bunları da ortadan kaldırmış
olacağız.''
-MAYINLI ARAZİLERİN TEMİZLENMESİ-
Mayınlı arazilerin
temizlenmesine ilişkin son gelişmelerle ilgili soru üzerine
de Çiçek, Başbakan Erdoğan'ın yarınki gurup konuşmasında bu
konuya değinebileceğini belirtti.
Çiçek, şunları söyledi:
''Bu tartışmaları
baştan beri izliyorum Meclis müzakerelerini de takip etmeye
çalıştım. Konu evvela çok doğru olmayan bir üslupla ve çok
da yerli yerine oturan bir tartışma şeklinde de maalesef sürdürülmüyor.
Bu bizim eski alışkanlığımız, en hayati en önemli konuları
bir iç tüketim malzemesi olarak sürdürmeye, konuşmaya devam
ediyoruz.
Bu tip bir müzakere
tarzı, bu tip bir tartışma doğrusu bize de çok fazla bir şey
getirmiyor ülkemize. Geçmişte de bunu gördük. Olaya bir bakmak
lazım bu mayın temizleme işi AK Parti Hükümeti döneminde gündeme
gelen bir konu değil. Evvela onun altını biz çizelim. Çünkü
bu tartışmaları geçmişte başka konularda da gördük. Seçim öncesi
yabancılara mülk satışı konusu uzun süre istismar edildi. Şimdi
bu tartışmaları yapanlar 'vatan toprakları satılıyor' diye
Türkiye'nin her tarafında bu konuyu işlediler. Bu konuyu bir
muhalefet konusu olarak, bir muhalefet tarzı olarak gündeme
getirdiler, ama sonra hepimiz biliyoruz, gördük ki 1934'den
beri bu itirazları yapanlar 'AK parti iktidarında vatan toprakları
satılıyor' diye muhalefet yapanlar, iktidar olduğu dönemlerde
de 1934'den bu tarafa askeri dönemler dahil, her dönemde, her
sene bu satım yapılmış. Yurt dışındaki vatandaşlarımızın o
ülkelerden satın aldıkları toprakların büyüklüğü Belçika toprakları
kadardır, o ülkelerde hiç böyle sıkıntılar yok. Böyle konular
yok''
Çiçek, bu defa bu
mayın meselesine, ona benzer, ona paralel bir başka tartışma
yürütüldüğünü ifade ederek sözlerine şöyle sürdürdü:
''Mayın temizleme
işi, 1992'de karara bağlanmış bir konu, o zaman AK Parti diye
bir parti de yok. Devlet bu türlü kararlar alırken, ilgili
birimlerle, ilgili kurumlarla enine boyuna tartışır, konuşur
ondan sonra bu kararı alır. demek ki 1992'de artık bu mayınlardan
ülkemizin o bölgesinin temizlenmesi ve oraların tarıma kazandırılması
noktasında bir karar alınmış. 1992'den belli bir tarihe gelinceye
kadar maalesef karar alınmış, gereği yapılmamış. Gereğinin
yapılması için ortaya bir ödenek konulması lazım, bunun parasının
verilmesi lazım. Genelkurmay Başkanlığına bu iş devredilmiş,
Genelkurmay'ın müteaddit yazışmalarına rağmen o zamanki hükümetler,
şimdi en çok muhalefet edenler dahil, gerekli parayı vermemişler.
İşin bu kısmının kamuoyu tarafından iyi bilinmesi lazım. Yani,
'biz mayın temizlemeye karşı değiliz' diyorlar, ama gereğini
zamanında yapmayanlar şimdi ulu orta suçlama yapıyor. Madem
temizlemesinden yanaydın, o zaman parasını niye vermedin. o
zaman her işe para buldun da bu kadar önemli bir meselede niye
para bulamadın' diye sorulabilir. Ben de onlara paralel bir
üslup kullanmış olmayayım.
Bu konu, kimsenin
vatanseverliğini sınayacağı bir konu değil. Biz Cumhuriyet
hükümetiyiz. Bu milletin işleri görülsün diye canımızı dişimize
takarak, Türkiye'nin mutluluğu, refahı için elimizden gelen
gayreti gösteriyoruz.
Hiçbirimiz, hiçbir
Cumhuriyet hükümeti, diğeriyle de vatanseverlik yarışına girmemelidir.
Yani bu itirazları yapanlardan, biz ne yaptık da vatanseverlik
konusunda biraz daha geride kalmış oluyoruz. Bu üslup çok doğru
değil. Tasarıya yönelik itirazlar, eleştiriler olabilir, bunu
anlarım, ama kullandığımız üslup, 'vatanı sevmek, vatana ihanet,
vatan elden gidiyor' tarzındaki bir kısım değerlendirmeler,
bence çok doğru değil. onun için TBMM bir çare müessesesidir.
Onun için biz otururuz, konuşuruz, gereği ne ise onu yaparız
ve bütün bunları yaparken gözettiğimiz bir tek husus vardır;
ülkemizin menfaati neyi gerektirir? Ülkemizin menfaatleri o
bölgenin mayınlardan temizlenmesini gerektiriyor. ''
Bakan Çiçek, ayrıca
Ottowa Sözleşmesi gereği de olarak, 2014 yılına kadar Türkiye'nin
taahhüdü gereği, o bölgede bu mayınlardan temizlenmesi gerektiğini
anlatarak, şöyle devam etti:
''Kararın alındığı
tarih, 1992'dir. Ondan sonra da şimdi itirazları olanların
da içinde bulunduğu hükümetler gelip geçmiştir. eğer bu yöntemlere
itirazları varsa ilave yöntemler de söyleyebilir. Madem ki
bu lüzumlu, bu kadar önemli, bu kararı vermişiz, niye zamanında
bunun parası verilemedi. Bir çok lüzumsuz işe para ayrıldı
da buna para ayrılmadı? Bu konuyu da kamuoyunun vicdanına,
taktirlerine sunmuş oluyoruz. Yarın bu konuda ümit ederim ki
çözümü birlikte buluruz ve neticede bu tartışmayı da ülkemizin
yararına bir noktaya bağlamış oluruz.''
-''İSRAİL'LE YAPILAN ANLAŞMALAR...''-
Çiçek, ''tarım havzaları
konusunda bir çiftçi tarlasına istediği ürünü ekemeyecek mi?
orada bir yönlendirmeye mi gidiyorsunuz?'' sorusu üzerine,
''Tabiatıyla yönlendirmeye gitmekte fayda var. Bir şeyi fazla
ürettiğinizde de hep devletten destek bekleniyor'' dedi.
Çiçek, söz konusu
mevzuatın bu yıl içinde tamamlanmasını arzuladıklarını dile
getirdi.
Devletin bir kısım
teşvik ve desteklerle hangi havzada hangi ürünün yetiştirileceği
konusunda çiftçileri yönlendireceğini anlatan Bakan Çiçek,
zaman zaman zarar edeceği ürünleri ekmek yerine, Türkiye'nin
ihtiyacı olan, daha fazla kar getirecek ürünlerin ekilmesinin
çiftçinin yanı sıra Türkiye'nin yararına olacağını belirterek,
''yoksa bir zorlama tarzında herhangi bir durum söz konusu
değil'' dedi.
Bakan Çiçek, ''Toplumun
bazı kesimlerinin İsrail'e bakışı belli. Mayın temizleme işinde
İsrail işin neresindedir'' sorusuna şu karşılığı verdi:
''Siz kanunları çıkarırken,
şu ülke, şu firma diye yazmazsınız, Bunlar spekülatif, art
niyetli, şu veya bu istikamette değerlendirmeye, ithama müsait
konulardır. Kanunlar genel prensipleri ve düzenlemeleri içerir.
O kanuna baktığınızda, ne gerekçesinde ne de maddelerinde bunu
doğrulayacak herhangi bir şey bulabilirsiniz. Onun için bunlar
kanundan kaynaklanan değil, bir iç tüketim malzemesi olarak
kullanılan konulardır.
Bunları konuşanların
da o ülke ile ne tip anlaşmalar yaptıklarını herkes biliyor.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin İsrail ile ilgili yaptığı anlaşmalara
bakıldığınızda da bir çok şeyi görürsünüz.
Kaldı ki bu kanun
mayından temizlemeyi ve bu alanın tarıma kazandırılmasını amaçlıyor.
Bunun nasıl temizleneceği ile ilgili şartnameyi devletin bu
alandaki en önemli, yetkili ve sorumlu kurumları düzenleyecektir.
Yani ihalelerde esas olan şartnamedir. İhaleyi kim düzenleyecek?
Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Tarım Bakanlığı
ve Maliye Bakanlığı bir araya gelecek, bunun şartnamesini orta
yere koyacak. onun için kanun genel prensipleri düzenliyor.
Baktıysanız, bu tartışmalar sırasında gördüğüm husus şudur;
yapılan tartışmaların yüzde 90'ı, kanun okunmadan yapılan,
duyuma dayalı, dedikoduya dayalı, ön yargılara dayalı tartışmalardır.
Biz burada artık
mayın müzakeresi yapmayacağız. Yarın göreceğiz hep beraber.
ümit ederim, ülkemiz lehine bir sonucu birlikte bağlarız.''
|