Sütaş Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz’ın Migros’la sürdürdükleri
pazarlıklar devam ediyormuş (Derya Gülsoy, 2010. Sütçüler
Perakende Kıskacında, Süt Dünyası Sayı, 24). Ancak bilinen
bir şey var; marketlerin üretici kuruluşlar üzerinde oluşturduğu
ek maliyetlerin bedelini, üreticiler ve tüketiciler ödüyor. Üretici
kuruluşlar bunun farkında, ancak tüketiciler sorunun henüz farkında
değiller.
Perakende Yükü
Nelerden Oluşuyor?
Gıda firmaları, perakende
kanalındaki marketlerin raflarına girmek için bir çok bedeller
ödüyor. Nedir bunlar? Sıralayalım;
Birincisi; Raf bedeli.
Perakendecinin büyüklüğü ve mağaza sayısına göre raf bedeli
ortalama 50 bin dolar
ya da Euro civarında. Raf bedelinin kimi ürünlerde 1 milyar
doları bulduğu bildiriliyor.
İkincisi; Bedava
ürün. Bir üretici firma ilk kez ürününü market raflarına sokmak
durumundaysa, perakendeciye
bir miktar bedava ürün vermek zorunda. Bedava ürün bedelinin
500 bin TL’ye kadar çıktığı söyleniyor.
Diğer bedeller arasında;
Gondol(Gondolo) bedeli, sırt sırta oluşturulmuş ortada bir
ada gibi konumlandırılmış self servis tezgahı için ödenen bedel,
Türkiye’de açılan mağaza bedeli, ürün çeşidinin azaltılması,
ürün bedelinin önceden belirlenmemesi, borç faturası, özel
marklı ürün bedeli(private label) sayılabilir.
Pazarlamada Perakende Bağımlılığı Kimin Sırtında?
Yinelersek, gıda
firmaları ürünlerini
pazarlamada marketlere bağımlı durumda bu bağımlılık, her
geçen gün sayısı
artan marketlerle artıyor. Maketler de tüketicinin alışveriş
davranışını değiştirmiş. Tüketiciler, semt pazarı ve bakkal
yerini bütün gereksinmelerini marketlerden karşılamayı tercih
eder duruma getirilmiş. Çoğu insan zaman ve kalite-fiyat karşılaştırması
olanağı bulduklarını
sanarak alışverişlerini buralardan yapıyor. Peki bu durumda,
perakende firmalarına mal satmak durumunda kalan gıda firmaları
ne yapıyor; karından zarar ediyor mu sanıyorsunuz? Buna inanalım
mı?
Elbette, gıda firmaları
da bunun bedelini
çiftçilerden, üreticilerden çıkarıyorlar. Sebzeyi, meyveyi,
sütü, eti, kısaca
işlettikleri bütün ürünleri en ucuza almanın yollarını buluyorlar.
Sözleşmeli tarımdan
da yaralanarak ürün alış fiyatlarını kendileri belirliyorlar,
kimi zamanlar yok pahasına kapatıyorlar. Örnekleyelim; 2009
yılında; salça sanayicileriyle sözleşmeli tarım yapan domates
üreticileri, fiyata müdahale edemediler.
Fiyatları 13 kuruştan
10 kuruşun altına düşürüldü.
Bir başka deyişle,
kabak, hakiki üreticinin
(halk deyişiyle müstahsilin) başında patlıyor. Sonuçta,
üretici giderek fakirleşiyor,
boğaz tokluğuna çalışıyor.
Tüketici de bu sorundan
üreticiler kadar
payını alıyor. Örnekleyelim; çiğ sütün fiyatı 35 kuruşa düştüğünde
pastörize ya da dayanıklı sütün raf fiyatlarına ne oldu?
Çözüm var mı? Elbette
var. Birincisi; tarımsal
amaçlı kooperatiflerin aynı zamanda sanayici olması.
İkincisi de; elden
ya da dolaylı olarak ürünlerini kendi kuracakları satış yerleriyle
tüketicilere ulaştırmaları.
Bir başka yol da kuracakları satış ağlarıyla semt pazarları
ve bakkallarına ulaştırmaları.
Başka bir çözüm var mı? Kimileri gıda perakendeciliğinde ortaya
çıkan tekelleşme ve yabancılaşmayı kırmak için” Marketler Yasası”na
umut bağlamış. Bu mümkün olabilir mi?
Geri Dön |