ANASAYFADUYURULARAYLIK BULTENARSIVPROJEULUSLARARASIILETISIM



.




OGANİZE GIDA PAREKENDECİLİĞİNDE YÜK KİMİN SIRTINDA? Prof. Dr Mustafa KAYMAKÇI





Organize gıda perakendeciliğinde de üretici kuruluşlar, marketlerin tam denetimine girmiş durumda. Bunlar, marketlerin çeşitli adlar altında kendilerine getirdikleri maliyet yükünü karşılamak zorunda. Bu maliyet yükünden dolayı, marketlerini istediği ölçüde yerine getirmeyen büyük sanayiciler bile sıkıntı içine giriyorlar. Örneğin, sütçülük sektörünün önde gelen markalarından biri olan Sütaş’ın ürünleri Migros ve buna bağlı Şok, Tansaş, Macro Center gibi marketlerde Mayıs 2009’dan bu yana satılmıyormuş.


Sütaş Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz’ın Migros’la sürdürdükleri pazarlıklar devam ediyormuş (Derya Gülsoy, 2010. Sütçüler Perakende Kıskacında, Süt Dünyası Sayı, 24). Ancak bilinen bir şey var; marketlerin üretici kuruluşlar üzerinde oluşturduğu ek maliyetlerin bedelini, üreticiler ve tüketiciler ödüyor. Üretici kuruluşlar bunun farkında, ancak tüketiciler sorunun henüz farkında değiller.


Perakende Yükü Nelerden Oluşuyor?

Gıda firmaları, perakende kanalındaki marketlerin raflarına girmek için bir çok bedeller ödüyor. Nedir bunlar? Sıralayalım;
Birincisi; Raf bedeli. Perakendecinin büyüklüğü ve mağaza sayısına göre raf bedeli ortalama 50 bin dolar ya da Euro civarında. Raf bedelinin kimi ürünlerde 1 milyar doları bulduğu bildiriliyor.
İkincisi; Bedava ürün. Bir üretici firma ilk kez ürününü market raflarına sokmak durumundaysa, perakendeciye bir miktar bedava ürün vermek zorunda. Bedava ürün bedelinin 500 bin TL’ye kadar çıktığı söyleniyor.
Diğer bedeller arasında; Gondol(Gondolo) bedeli, sırt sırta oluşturulmuş ortada bir ada gibi konumlandırılmış self servis tezgahı için ödenen bedel, Türkiye’de açılan mağaza bedeli, ürün çeşidinin azaltılması, ürün bedelinin önceden belirlenmemesi, borç faturası, özel marklı ürün bedeli(private label) sayılabilir.


Pazarlamada Perakende Bağımlılığı Kimin Sırtında?

Yinelersek, gıda firmaları ürünlerini pazarlamada marketlere bağımlı durumda bu bağımlılık, her geçen gün sayısı artan marketlerle artıyor. Maketler de tüketicinin alışveriş davranışını değiştirmiş. Tüketiciler, semt pazarı ve bakkal yerini bütün gereksinmelerini marketlerden karşılamayı tercih eder duruma getirilmiş. Çoğu insan zaman ve kalite-fiyat karşılaştırması olanağı bulduklarını sanarak alışverişlerini buralardan yapıyor. Peki bu durumda, perakende firmalarına mal satmak durumunda kalan gıda firmaları ne yapıyor; karından zarar ediyor mu sanıyorsunuz? Buna inanalım mı?
Elbette, gıda firmaları da bunun bedelini çiftçilerden, üreticilerden çıkarıyorlar. Sebzeyi, meyveyi, sütü, eti, kısaca işlettikleri bütün ürünleri en ucuza almanın yollarını buluyorlar. Sözleşmeli tarımdan da yaralanarak ürün alış fiyatlarını kendileri belirliyorlar, kimi zamanlar yok pahasına kapatıyorlar. Örnekleyelim; 2009 yılında;  salça sanayicileriyle sözleşmeli tarım yapan domates üreticileri, fiyata müdahale edemediler. Fiyatları 13 kuruştan 10 kuruşun altına düşürüldü.
Bir başka deyişle, kabak, hakiki üreticinin (halk deyişiyle müstahsilin) başında patlıyor. Sonuçta, üretici giderek fakirleşiyor, boğaz tokluğuna çalışıyor.
Tüketici de bu sorundan üreticiler kadar payını alıyor. Örnekleyelim; çiğ sütün fiyatı 35 kuruşa düştüğünde pastörize ya da dayanıklı sütün raf fiyatlarına ne oldu?
Çözüm var mı? Elbette var. Birincisi; tarımsal amaçlı kooperatiflerin aynı zamanda sanayici olması. İkincisi de; elden ya da dolaylı olarak ürünlerini kendi kuracakları satış yerleriyle tüketicilere ulaştırmaları. Bir başka yol da kuracakları satış ağlarıyla semt pazarları ve bakkallarına ulaştırmaları. Başka bir çözüm var mı? Kimileri gıda perakendeciliğinde ortaya çıkan tekelleşme ve yabancılaşmayı kırmak için” Marketler Yasası”na umut bağlamış. Bu mümkün olabilir mi?

Geri Dön