Bakanlar Kurulunda ele alınan tasarıyı açıklayan
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek şunları söylemiş:
“Kanunun
yürürlüğe girmesiyle
genetiği değiştirilmiş
bitkilerin üretimine
izin verilmesinin
önü açılacak. Kanunla
konulan değişik
seviyelerdeki bilimsel
eleklerden geçen
ve sosyo-ekonomik
değerlendirmede
yeterli bulunan
genetiği değiştirilmiş
bitkiler ancak
üretim hakkını
elde edebilecektir.
Genetiği değiştirilmiş
bitkilerin izinsiz
kullanımı, biyolojik
çeşitlilik merkezleri
ve organik tarım
yapılan alanlara
yakın üretimlerle
bebek mamaları
ve küçük çocuk
besinlerinde özel
amaçla geliştirilenler
hariç kullanımı
yasaklanmıştır.”
Açıklamadan anlaşılıyor ki GDO’lu bitkiler bebeklere, küçük
çocuklara zararlıdır. Ayrıca organik tarım alanlarına ve biyolojik
çeşitlilik merkezlerine (örneğin buğdayın yabani atalarının
zengin olarak bulunduğu yerlere) de zarar vereceği kabul edilmektedir.
Bebeklere ve küçük çocuklara zarar veren GDO’lar nasıl oluyor
da yetişkinlere zarar vermiyor? Yetişkinleri gözden mi çıkardık?
GDO’lu mısır ürünleri yiyen bir anne bebeğine süt verirse bu
bebeğe zarar vermeyecek midir? Unutmayalım ki nişasta bazlı
(mısırdan yapılan) şeker yüzlerce üründe kullanılmaktadır.
Ülkemiz ayrıca dünyada tarımın ilk başladığı “verimli hilal”denilen
bölge içindedir. Buğday, arpa, bezelye, mercimek, nohut gibi
bitkiler bu bölgede kültüre alınmıştır. Ülkemiz biyolojik çeşitlilik
merkezlerince çok zengindir. Ayrıca organik tarımı yaygınlaştırma
istekleri mayınlı arazilerde de görüldüğü gibi bizzat yönetimce
paylaşılmaktadır. Peki, nasıl olacak? Bir yandan organik tarım
bir yandan onu ve geleneksel hatta endüstriyel tarımı tehdit
eden GDO’lu ekimler?
GDO’lu tohumların
üstün özellikleri olduğu, tarım ilaçlarının kullanımını azalttığı
yönünde propagandalar yapılıyor. Bunlar ne kadar gerçek, yakından
bakalım. Elimde bir kitap var. GDO’ları savunmak için basılmış.
Adı “GDO Gerçeği”. Türkiye Gıda ve İçecek Sanayi Dernekleri
Federasyonu tarafından 2004’de yayınlanmış ve bu konudaki bir
konferansın metinlerini içeriyor. Adından eleştirel yaklaşan
bir kitap olduğunu sanıyorsunuz, ancak değil. GDO’ları destekliyor.
İşte bu kitapta yabancı bir kaynağa dayanılarak verilen bir
istatistikten anlıyoruz ki 2001 yılında dünyada transgenik
(yani GDO’lu) bitkilerin alan olarak %77’si herbisite (ot öldürücü
ilaçlar) dayanıklılık, %15’i böceklere dayanıklılık, %8’i her
ikisine dayanıklılık, %1’den azı ise virüslere dayanıklılık
içeriyor. Toplarsak % 85’i herbisite dayanıklılık göstermektedir.
Bilmeyenler için biraz açalım. Herbisitler otları öldürürken,
ana bitkiye de (örneğin pamuk veya mısır) az çok zarar vermektedir.
GDO’lu tohumu üreten firma aynı zamanda herbisiti de üretmektedir.
Tohumunu sattığı çeşit herbisitten az zarar görmektedir. Çiftçi
de rahatlıkla korkmadan herbisiti kullanabileceğini düşünüyor.
GDO’lu tohumların ekildiği ABD ve diğer ülkelerde herbisit
kullanımının roket gibi yükseldiği biliniyor. ABD Tarım Bakanlığı
bu artışı açıklamaktadır. GDO efsanesinin ne kadar yanlış olduğu
ve ilaç kullanımının azalmak şöyle dursun arttığı açıktır.
Belki bazılarınız
böceklere dayanıklılık özelliği taşıyan GDO’lu tohumlarla üretilen
bitkilerde böcek öldürücü kullanımının azaldığını zannedebilir.
Bulgular bu konuda da efsane ile gerçeğin uyuşmadığını ortaya
koyuyor. Örneğin GDO’lu pamuğu ele alalım. Toprakta bulunan
bir bakteri (yani mikrop) olan ve kısaca Bt denilen Bacillus
Thuringiensis’e ait bazı genler pamuğa aktarılmaktadır. Bu
pamuk tohumuna Bt pamuk denmektedir. Böylelikle pamuk tırtılları
öldürme özelliği kazanmaktadır. İddia böylelikle böcek öldürücü
kullanmadan bitki yetiştirilebileceğidir. İlk yapılan denemeler
bu yönde bir durumu ortaya koymuşsa da, çiftçilerin deneyimleri
gerçeğin ters yönde olduğunu ortaya koymuştur. Örneğin Hindistan’da
iki araştırmacı normal pamuk ekenlerin, Bt pamuk ekenlere göre
% 60 daha fazla gelir elde ettiklerini ortaya koymuşlardır.
(Seedling, January 2007, “Bt Cotton- The Facts Behind the Hype”
http://www.grain.org/seedling/?id=457) Bt pamuk ekenlerin ilaç
kullanımını azaltamadıkları ve verimi arttıramadıkları araştırmacılarca
saptanmıştır. Grain adlı saygın biyoçeşitlilik kuruluşunun
yayınladığı Seedling adlı dergide başka pek çok ülkede yapılan
araştırma ve gözlemlerin benzer yolda bulgular içerdiği ortaya
konmuştur. Bt pamuk solgunluğa daha fazla eğilim göstermektedir.
Bu gelişmeler sonucu Hindistan’da tohum satan dükkânlar yakılmıştır.
2003’ten bu yana bu nedenle intihar eden çiftçi sayısının 16
bini aştığı bildiriliyor.
Gene bir grup bilim
insanı tarafından Nisan 2009’da yapılan bir araştırmada GDO’lu
çeşitlerin bir verim üstünlüğü olmadığı, çevreye ve sağlığa
zararlarının göze alınamayacağı belirtilmektedir. (http://www.ucsusa.org,
Failure to Yield- Evaluating the Performance of Genetically
Engineered Crops, Union of Concerned Scientists) Araştırmacılar
organik tarım ve düşük girdili tarım gibi seçeneklerin tamamen
bilgiye dayanarak çok daha yüksek verim artışları ortaya koyabildiğini
vurgulamaktadırlar.
Verimi arttıracak
ve tarımsal mücadele
ilaçlarının kullanımını azaltacak, hatta sıfırlayacak başka
teknolojiler bulunmaktadır. Bunlardan biri de “Entegre Zararlı
Yönetimidir”. Buna ingilizce kısaca IPM deniyor. Pamuk dünyada
da en fazla tarım ilacı kullanılan bir üründür. Bu yöntemde
birçok yollar denenmektedir. Böceğin böceğe yedirilmesi bunlardan
biridir. Mali’de 1140 çiftçinin katıldığı bir çalışmada bu
yöntemleri kullanan çiftçilerin hiç ilaç kullanmadan, ilaç
kullanarak pamuk yetiştiren çiftçilerden %21 daha fazla verim
aldıkları saptanılmıştır. (Seeding, aynı makale) IPM denilen
bu yaklaşımlar dev tarım şirketleri tarafından pek sevilmez.
Çünkü bu yaklaşımlarla çiftçiye tohum, ilaç gibi satılacak
bir şey yoktur. Çiftçiler bu yaklaşımla güç kazanırlar, kendilerine
güvenleri artar.
Ülkemizde de bu yaklaşımın hala emeklemekte
olduğunu kaydedelim.
Ne yazık ki bazı
büyük çiftçi kuruluşları
bu tür çevreci ve
çiftçiden yana yaklaşımlara
rağbet göstermemekte, GDO’ya heves etmektedirler.
Dev tohum şirketlerinde
sadece bir avuç hisse
sahibinin çok kâr elde etmesi için, yeni bitkiler yarattığını
düşünen teknokrat doğaya ve bütün bir insanlığa zulüm yapmaktadır.
Bu yapılan işi bilim diye kutsamaya çalışmak, atom bombasının
bol bol üretilip kullanılmasını savunmaktan pek farklı değildir.
Yansız bilim insanları da var. İskoçya Rowett Enstitüsünde
Dr. Arpad Pusztai'nin genetiği değiştirilmiş patates ile beslediği
farelerin tümünün iç organlarında küçülme, sindirim sistemlerinde
bozukluk, bağışık sistemlerinde çökme görüldü. Pusztai sonucun
açık olarak yıkıcı olduğunu gördüğünde gerçeği söylemekten
kaçınmamıştı. Güçlüler Pusztai’yi işinden attırdılar.
Rusya Bilimler Akademisi'nden
Dr. İrina Ermakova'nın
fareler üzerinde yaptığı denemede, genetiği değiştirilmiş soya
ile beslenen farelerin yavrularının yüzde 55,6'sı, doğumdan
3 hafta sonra öldü.
Modern teknolojiden
şüphesiz yanayız.
Biyoteknoloji yararlı
şekillerde kullanılacaktır.
Buna şüphe yok. Ancak
GDO’lu tohumlar şirketlerin
elinde kâr makinesine
dönüşmüştür. İlaç
kullanımını azalttığı,
verimi arttırdığı
masaldır.
GDO’lu tohumlardan
yarar sağlayacak
olanlar büyük tohum ve ilaç şirketleridir. Çİftçiler bu tohumları
bir daha kullanamayacaklarından ve bir süre sonra yayıldığı
bölgede başka bir çeşidi yetiştirmeleri bulaşmalarla zorlaştığı
için şirketin köleleri haline geleceklerdir.
- Prof.Dr. Tayfun ÖZKAYA'nın Diğer Yazıları.
- Gıda Egemenliği Yoksa Yaşam Yok
- Sınırıma Dokunma
- Domuz Gribini Et Endüstrisi Doğurdu.
|