Ancak yıllardır çiftçiler düşük süt ve et fiyatları nedeniyle hayvanlarını kesmek zorunda kaldıklarında neden aynı duyarlılık gösterilmedi? Çiftçiler yıllarca kötü fiyatlara dayanmışlardı. Bu fiyat artışları hayvan yetiştiricilerine çok kısa bir altın dönem yaşattı. Peki, çiftçi eline geçen fiyatlar yerlerde sürünürken bunlardan tüketiciler yararlanıyor muydu? Cevabımız hayırdır. Sütü çiftçi 40 kuruştan satarken pastörize süt 2 lira idi. Büyük bir kâr süt fabrikalarının elinde kalıyordu. Çiftçi eline geçen süt fiyatı 80 kuruşa tırmandığında ise pastörize süt 2,2 lira olmuş idi. SEK yani Süt Endüstrisi Kurumunun fabrikalarının özelleştirilmesi sonrası çoğu fabrika kapatıldı. Piyasada hâkimiyet kuran şirketler hem tüketici hem de çiftçi eline geçen fiyatlar üzerinde tekele yakın bir güç oluşturmuşlardır.
Ette de çiftçi eline geçen fiyatlarla market ve kasaptaki fiyatlar arasında büyük bir fark bulunmaktadır. Et Balık kurumunun kombinaları ve satış mağazalarının olduğu dönemde kurum hem tüketici hem de üreticiyi kollayan bir politikayı az çok sağlayabiliyordu. Özelleştirme bu alanda da güçlü şirketlerin egemenliğini pekiştirdi.
Şimdi daha ithalatın sözünün bile edilmesi çiftçi eline geçen et fiyatlarını düşürmektedir. Haberlerin çıkmasıyla birlikte çiftçi eline geçen fiyat hemen 1,5 lira düşmüştür. O halde bu politikanın maliyetini gene daha çok üretici ödeyecek gibi görünmektedir. Konuştuğumuz birçok üretici büyük et şirketlerinin epeydir çok sayıda hayvan aldıklarına şahit olduklarını ve üreticinin bu fiyat artışlarından çok bir yarar sağlamadığını anlattılar. Hatta bazıları daha ileri giderek et ithalatının yapılacağına inanmadıklarını, çünkü lobi yapma gücüne sahip bu kişi ve kuruluşlarının bundan zarar göreceklerini de iddia ettiler.
Seksenli yıllarda Özal dönemindeki et ve süt ürünleri ithalatlarının bir yarar sağlamadığını yaşayarak gördük. Şimdi bir de deli dana tehlikesi var. O halde yapılması gereken süt ve ette aracıların yüksek kârlarının azaltılmasıdır. Et Balık Kurumu iç piyasadan et alımı yaparak maliyetine hatta çok az bir kârla satabilir. Kısacası çiftçi eline geçen fiyatlar düşürülmeden, tüketici fiyatı düşürülmelidir. Bundan büyük şirketlerimizin hoşlanmayacağı açıktır. Ancak tarım politikalarında herkesi memnun eden mucizelere pek yer yoktur.
Çiftçilerimizin de uygulanmasını istedikleri tarım politikası konusunda epeyce hayalci olduklarını gördük. Süt priminin 40 kuruşa çıkmasını, hayvan başına 1000 lira prim ödenmesini önerenler çok idi. Aslında uygulanan politika da et ve süt ürünlerini işleyen ve satan şirketlere dokunmayan bir politikadır. Ancak süt için verilen prim sadece litrede 4 kuruştur. Anaç sığır başına da 225 lira ödenmektedir. Süt tozunu destekleyen politika ise çok büyük oranda süt ve et şirketlerine yaramaktadır. Bu nedenlerle şirketlerin hayvancılık desteklerine bir itirazları yoktur. Çiftçilerimizin ise ne yazık ki kendilerine uygun tarım politikalarının ne olacağı konusunda akılları karışıktır. Konuyu sürdüreceğiz.
02-05-2010
- Prof.Dr. Tayfun ÖZKAYA'nın Diğer Yazıları.
- Gıda Egemenliği Yoksa, Yaşam Yok
- Genetiği Değiştirilmiş Bitkiler Halka ve Doğaya Karşı
- Domuz Gribini Et Endüstrisi Doğurdu.
- Sınırıma Dokunma
Geri Dön |